İçeriğe geçin

Başkanlık Sistemi ve Türkiye

Ülkemizde 2007 genel seçimlerinden sonra açık açık dillenmeye başlayan yönetim sistemidir. Daha önceleri de kısıtlı çevrelere olmasına rağmen dönemin ve günümüzün Başbakanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan birkaç defa tartışmaya açmıştı. Demokrasilerde kullanılan 3 temel sistemden biridir ‘Başkanlık Sistemi’. Diğer ikisi ise; ‘Parlementer Sistem’ ve ‘Yarı Başkanlık Sistemi’dir. Teoride ülkemiz ‘Parlamenter Sistem’le yönetilen bir cumhuriyettir. Olağan siyasi hayatta ise, seçim sisteminden kaynaklanan bozukluklar nedeniyle pek geçerli olduğu söylenemez.

Başkanlık sistemi bir yürütme erkinin yasama organından bağımsız bir şekilde yönetimde bulunduğu hükûmet sistemidir.

Bu sisteme örnekler; ABD, Kolombiya, Peru, Filipinler, Tanzanya, Uganda, Afganistan, Liberya, Endonezya, İran, Güney Kıbrıs, Ermenistan, Kosta Rika, Venezuela’dır. Ancak ABD dışında diğer ülkelerde tam anlamıyla bu sistemin uygulandığını söylemek zordur. Özellikle ‘Üniter Devlet’ yapılarında bu sistemin  uygulanması veya uygulanmaya çalışılması çok büyük sorunlar ve tıkanıklıklar meydana getirmektedir. Bu tip durumlarda da ya diktatörlüğe ya da askerî rejimlere dönüşmektedir. ABD’de uygulanabilir olmasının nedeni eyalet düzeni ve çok devletli yapıdır. ABD 51 birleşik devletten oluşan bir yapıya sahiptir. Bu nedenle de diğer sistemlerde çok farklı ve uç düşüncelerden dolayı anlaşma sağlanamadığından tıkanıklıklar meydana gelmektedir. Bu sorun sadece bu sistemle aşılabilmektedir.

Bu sistemde bütün yürütmenin tek kişi elinde toplanması, yargının kontrol alanının daralması (etki altına alınması) ve dengeyi sağlayacak kurum ve/veya kişilerin ortadan kalkması sonucu yönetim biçiminin ‘Tek Adam’ yönetimine gidebilmesi pek mümkündür. Ayrıca alınan kararlarda (Bakanlar Kurulu) son söz Başkan’a âittir. 10 kişilik kurulun tamamının “Evet” dediği bir düzenlemede Başkan’ın yalnız başına “Hayır” demesi, o kararın bozulması veya uygulanmaması için yeterlidir. Bu sistemde Başkan, yasama organına karşı sorumlu olmayıp “güvenoyu” ve “güvensizlik oyu” gibi mekanizmalardan da söz edilemez. Tam bir sorumsuzluk hâli mevcuttur. Ancak kongre Başkan üzerinde impeachment (suçlandırma) yetkisini kullanabilir. Başkan, vatana ihânet, zimmetine para geçirme veya diğer cürüm ya da ağır suçlar nedeniyle ithâm edilip, yargılanabilir. Bu suçların tespiti ve suçlunun cezalandırılmas yetkisi kongreye âittir. (Yargıya değil, kongreye.)

Diğer önemli hususlar ise;

  • Bakanlar Kongreye karşı sorumlu değildir. Sadece başkana karşı sorumludur. Başkan istediği bakanı azledebilir.
  • Başkan kendi politikalarını uygulayacak kadroları bürokratik kademelere atayabilir.
  • En küçük rütbeli subaydan en yüksek rütbelisine kadar hepsini başkan atayabilir.
  • Yüksek Mahkeme Yargıçları Başkan tarafından atanır, senato veya meclis tarafından onaylanması gerekir.
  • Dış politikada Başkan önemli kararları bizzat kendisi alır.

Bu sistemin uygulanabilirliği ve şu an ülkemizde uygulanan sistemin adının ne olduğu tartışılabilir. Federal yönetimlerin olduğu ülkelerde uygulanılmaya çalışılan bu sistem, üniter devletlerde federalliğe geçiş ya da askerî iktidarlara neden olmuştur. Her iki durumda da ülkenin bütün hâlinde kalmasından söz edilemez.
Kuvvetler ayrılığının daha ılımlı olduğu parlementer sistemde bile sorunlar yaşayan bir ülkenin; bu kadar sert ayrımın olduğu bir sistemde ne durumlara düşüceğini düşünmek gereklidir.

E. Deniz

Söyleyecek bir şeyin yok mu?