İçeriğe geçin

Buradan Bakınca

Çok severek ve dikkatle okuduğum bloglardan biridir ‘halukselcuk‘… Bir yazısını daha paylaşmak istiyorum, lütfen dikkatle okuyunuz.

Referandum sonuçlarının ardından dinmeye başlayan fırtına yerine yenisini bırakmadan bazı analizler yapmak şart oldu bana kalırsa.Muhalefetin, Anayasa Değişiklikleri sürecini başarılı biçimde yürütememesi bir yana benim açımdan en önemli konu mevcut ekonomik yapının ne gibi gelişmelere yol açacağını öngörebilmek.Oyların kentlere göre dağılımından, Erdoğan’ın 2012′de Başkan adayı olup olmayacağı veya son GSMH rakamlarının gelecekte ne gibi etkilere yol açacağı gibi kısa erimli tahminlerden ziyade sizlere tarihi arka plandan yola çıkan dar kapsamlı ve kendi sularımda ekonomi-politik analiz sunmaya çalışacağım.

Küresel Finansal Kapitalizm Çağı’nda para ve emtianın serbestçe dolaşmasının 2008 Krizi’ne neden olması veya son 200 yılda hüküm süren Sanayi Kapitalizm’in yerini 1980′lerde Finansal Kapitalizm’e bırakması gibi yeni ekonomik koşulların yarattığı dağıtım ve paylaşım mekanizmalarındaki değişiklikler dünya üretim düzenini biçimlendiren başlıca etkenler arasında.Bu dönemde Türk ekonomisi hizmet-sanayi merkezli kimlik kazanıp tarım sektörünü geride bırakmış bir görünüm arz ediyor.

Yaklaşık 75-80 senelik endüstrileşme çabası devlet destekli kapitalist sınıf yaratma konusunda başarılı olurken tarımsal kapitalizmden sanayi kapitalizme geçiş aşamasında kente göç eden kırsal kesim nüfusunda sınıf bilinci yaratamadı.Kentlerde emeğini satarak geçinmeye çalışan kır kökenli halk tarım ekonomisinden kalma (feodal bey-köylü biçiminde adlandırabileceğimiz) üretim alışkanlıklarını yaşadıkları bölgelere taşıdılar. Bu alışkanlıkları sosyo-ekonomik hayata katılma açısından tüm topluma yansıdı.Devleti eldeki zenginliği dağıtan kutsal güç olarak gördüklerinden çok partili düzen gelince artı değeri paylaşma savaşında sınıf bilinci olmadan oylarıyla hak almaya çalıştılar.Sol siyasetin ülkemiz topraklarında bu denli çorak kalması çalışan kesimin üretime katılma yönünde yukarıda bahsettiğimiz bilinç eksikliğinden kaynaklanıyor.Batı toplumlarında yaklaşık 250 sene süren Endüstri Devrimi sosyal sınıfları yaratmış,sınıf bilincine sahip yurttaşlar bu sayede örgütlü toplum aşamasına ulaşarak üretim ilişkilerinde daha etkin role sahip olmuşlardır.Solun gücü örgütlü toplumdan ve sınıf bilincine sahip yurttaşlardan türemiştir.

Modern dönem Türk ekonomisi ise yaklaşık bu kadar süre zarfında imparatorluk döneminden gelen sosyo-ekonomik mirastan Cumhuriyetle birlikte milli devleti yaratarak vatandaşlık kavramını toplum çapında yaymaya uğraşmıştır.Osmanlı döneminde varolan ilkel tarımsal kapitalizm sürekli borçlanan kamunun gereksinimlerini karşılamaktan uzak yapısıyla kendisine en uygun sosyal çeper olan ümmet fikrini hayatının sonuna kadar korumaya çalışmıştır.Cumhuriyet Türkiye’sinin başarısı imparatorluğun son 100 senesinde gelişen milliyetçilik fikrini vatandaşlık bilincine dönüştürmesinde yatıyor.Ancak sanayi devrimini bünyesinde yeterince gerçekleştiremediğinden dolayı sınıf bilinci yaratılamadı.

Sanayileşme ayağı eksik kalmış tarımsal nüfusa dayanan devlet merkezli rant ekonomisinin verimsiz, hantal, üretime engel teşkil eden yapısı sanayi toplumuna geçişi zorlaştırırken bu üretim biçimi yarattığı krizlerle şehirlere olan göçü daha da arttırmıştır.Piyasaya sunulan emek gücünün yüksek miktarda bulunması çalışan insanın ücret düzeyini düşürürken diğer üretim faktörleri üretilen pastadan daha fazla pay aldılar.Yaşadığı şehre yabancı,emeklerini ucuza satmak zorunda kalanlar sınıf bilincinden yoksun biçimde tarım kapitalizmden kalma alışkanlıklarını kentlerde devam ettirmek zorunda kaldılar.Mesleksiz,sınıfsal farklılık anlayışını edinememiş kalabalıklar mutlak siyasi erkin dağıttığı imkanlardan hızla yararlanmasını öğrendiler.

Yukarıda andığım nedenler çarpık kentleşme, emeğine yabancı kalmış birey,örgütlü toplumdan kaçınan halk,şiddet aracılığıyla ifade bulan etnik ve dini kimlikler gibi devasa sonuçlar yarattı.Toplumda üretilen artı değerin belli başlı ellerde toplanmasıyla emekçi kesimin haklı taleplerinin bizzat bu eller tarafından asker siyasete alet edilerek darbelerle engellenmesi sosyal çalkantıyı arttırmaktan başka bir işe yaramadı.Rant dağıtım ayrıcalığını ellerinde tutanlar adil paylaşım mekanizmalarını yok ettiklerinden dolayı ekonomik demokrasiyi güdük bırakarak siyasal demokrasiyi de -Silahlı Kuvvetleri işin içine katarak- biçtiler.Toplumsal taleplerin ya da insani hak arayışlarının şiddet kullanılarak bastırılması tek örgütlü sınıf olan sermaye kesiminin akla aykırı paylaşım politikalarını sürdürmek istemesinden kaynaklanan çalkantıları büyüterek içinden çıkılmaz sorunlar hale gelmesine aracılık etti.

Anayasa Değişiklikleri dediğimiz demokratikleşme çabaları daha iyi gelir düzeyi ve adil gelir dağılımı hedefine ulaşamadıkça halkın iyi yaşama dair her talebi ülke genelinde gerginliklere yol açacaktır bana kalırsa.Sınıf bilincinden yoksun bireylerin etnik ya da dini kimliklerine sarılması varlık-yokluk kavgasından türeyen zihinsel ayrışmanın şiddete kadar ulaşan farklılaşmaları yaratmasına yol açmaktadır.Tıpkı son 80 senede tarımsal kapitalizmden sanayi kapitalizme geçişin ilk adımları atıldığı dönemlerde bırakın sınıf bilincini vatandaşlık bilincinden yoksun kesimlerin anlamlandıramadıkları Cumhuriyet’in ilanıyla başlayan yeniliklere şiddetle karşı koymaya çalıştıkları gibi.

Ümmetçi zihniyeti yaratan sosyo-ekonomik yapıyı destekleyenler üretim biçimini değiştiren Cumhuriyet Devrimleri’nin düşman gibi görmüşlerdir. 1838 İngiliz-Osmanlı Serbest Ticaret Anlaşması’ndan 1900′lü yılların ilk çeyreğine kadar iç pazarını Batılı devletlere sınırsız biçimde açan imparatorluk aşamasından kapitülasyonları kaldıran,yerli bir burjuva kesimi yaratmaya çalışarak milli devlet aşamasına geçen Türkiye haline gelip sanayileşme hamlesine giriştikçe arkaik üretim tarzının toplumsal bakiyeleri harekete geçmişlerdir.

Tek partili dönemin baskısından kurtulup çok partili döneme geçiş aşamasında muhafazakar kitlelerin seçmen olarak kendilerini en iyi biçimde ifade eden tarımsal kapitalizm dönemi ilişkilerini geri getiren sağ partileri seçmesi tesadüf değildir.Toprak ağası Adnan Menderes, zamanında çobanlık yapmış Süleyman Demirel,muhafazakar Turgut Özal ile ticaret ve tarikatı mükemmel biçimde harmanlayan Recep Tayyip Erdoğan’ın büyük oy oranlarıyla seçilmesi bu durumun işareti.

Türk siyasi hayatında devlet partisi sayılan CHP’den ziyade halkın partileri kabul edilen DP-AP-ANAP-AKP lider partilerinin tercih edilmesi dış müdahalelere açık iç pazarı korumaktan ziyade mevcut rantı daha karlı biçimde paylaşmak saikiyledir.Son 60 senedeki ekonomik ve siyasal alanlarda yaşanan gelgitler bir yanıyla yeniliğe açık diğer yanıyla dışa tamamen kapalı üretim yapısı üzerinde yükselen beşeri malzemenin doğal sonucudur.Bu kadar kısa sürede yüzlerce yıllık alışkanlıklarını bırakmaya zorlanan kırsal kökenli halk muhafazakarlığı tercih ederek sınıf farklılıklarına gözlerini kapatmak zorunda bırakılmıştır.

Verimsiz üretime dayanan;gelir dağılımını iyiden iyiye bozan özelleştirme uygulamalarına önem veren rant ekonomisi güç kazandıkça toplum çapında muhafazakarlaşma,cemaatlere aidiyet hissetme,etnik kimliği sınıfsal kimliğinden önde tutma anlayışı güçlenecektir.İç pazarını dış ülkelere karşı korumak anlamına gelen muhafazakar milliyetçilik fikri zaafa uğradıkça dünyaya açık ama aynı toplumda yan yana yaşadığı komşusuna karşı empati kanalları kapalı garip bir cemiyet anlayışı önümüze çıkacaktır.Piyasa koşullarının adil dağılıma engel yeni gelişmeleri sunması bu fikri ayrışmayı daha da gergin hale getirecektir.

Konuya kendi açımızdan bakarsak bizler gibi yarı okumuşların artık anakronizm haline gelmiş yaklaşımlarını da yeniden gözden geçirmesi gerekiyor.Ekonomik süreçler değiştikçe bilgi toplumuna ulaşmak imkanları çeşitlenmektedir.Entellektüel kesimdeki bu anakronizm saplantısı pederşahi bir devlet düzeni arzusunu içeriyor.Statükonun kırıldığı dönemlerde yerine yenisi konulmadığı zaman milletler gibi aydın kesimler de eski alışkanlıklarına geri dönüyorlar.Geçmişe ait özlemlerin en dikkat çeken ifadesi sayabileceğimiz toplumdaki otoriterleşme olgusunun gitgide günlük hayat pratiği haline gelmesi haklı talepleri törpülediği gibi etnik terörü de körüklüyor.

Ekonomik şiddet diyebileceğimiz verimsiz üretim biçimine dayanan mevcut düzen adaletsiz gelir dağılımına neden olduğu gibi sınıf bilincinden yoksun,örgütsüz kalmış halk düzeyinde muhafazakarlaşmayı beraberinde getiriyor.Ekonomik demokrasi siyasal hürriyetlerin anahtarı.Yüzyıllık korkularımız ise geleceğimizi bugünden zehirliyor bana kalırsa.

Söyleyecek bir şeyin yok mu?