İçeriğe geçin

Osmanlı’dan Günümüze Türkiye

İlköğretim hayatımızdan başlayarak, hemen hemen bütün eğitim hayatımız boyunca Osmanlı Devleti’nin tarihini okuduk, anlattılar. Bunun ne kadarı doğru diye merak da etmedik aslında. Bazen efsanelerle, bazen olmayan sapkınlıklarla aklımızın bir köşesine yerleştirildi.

Her şeyde olduğu gibi, Osmanlı Devleti’ni de kuruluş, yükselme, duraklama ve çökme dönemleriyle öğrendik. Osman Gazi kurdu, Fatih Sultan Mehmet döneminde yükseldi, III. Murat’tan III. Mustafa’ya kadar durdu ve nihâyetinde Vahidettin zamanında çöktü. İşte bu kadar. Koskoca Osmanlı Devleti tarihi bu şekilde de anlatılabilir.

Osmanlı Devleti ‘Monarşi’ ile yönetilen bir devletti. Bütün monarşilerde olduğu gibi taht kavgaları tarih boyunca devam etti. Bu iç çekişme dışarıya kapanmasını ve ilerleyememesini sağladı. Dışardan gelen etkilerle değil, içerdeki sorunlardan dolayı yaralar aldı ‘Aile Devleti’. Ve yine kendi içinde yaşanan sorunlardan dolayı, bir Türk Devleti daha tarihte büyük izler bırakarak yok oldu. Hiç kuşkusuz bıraktığı en büyük iz; Türkiye Cumhuriyeti Devleti’dir.

Türkiye Cumhuriyeti Gazi Mustafa Kemal Atatürk tarafından kuruldu ve şimdilik hâlâ ayakta. Her devletin kronolojik incelemesinde olduğu gibi, Türkiye Cumhuriyeti’ni de inceleyecek olursak; iş tatsız bir hâl alabilir. Yükselme dönemi kimin zamanında gerçekleşti? Adnan Menderes mi, Turgut Özal mı, yoksa şu anda mı yükselme dönemini yaşıyoruz? Bu sorunun cevabı ülkenin kalan ömrünü belirlememizde yarar sağlayabilir. Osmanlı’da yaşanan sorunları, günümüz Türkiye’sine uyarlayacak olursak bize daha açık fikirler verebilir.

Türkiye Cumhuriyeti, son dönemine girdiğinde nasıl sorunlar yaşayacak? Tarih bize bunun cevabını veriyor kuşkusuz.

Monarşide aile içi taht kavgası, demokraside kurumlar arası güç kavgasına bırakır yerini. Yâni, varolan kurumlar arasında çekişme, ve güçsüz olanların güçlüler tarafından tasviyesi veya ele geçirilmesi gerçekleşecek.

Halk arasında ayrım başlayacak. Bu ayrım etnik ve dinî kökende olacak. Ülkenin herhangi bir yerinden bir yerine gidildiğinde, farklı bir görüntü ile karşılaşılacak. Bir yer hâlinden memnunken, diğer bölge ekonomik ya da kültürel nedenlerle sürekli sorunlar yaşayacak, yaşatacak.

Farklı ülkelerle farklı konularda işbirliği yapılacak. Bu işbirliğinde zararlı çıkan taraf hep Türkiye olacak. Osmanlı Devleti’ndeki kapütülasyonlar benzeri, ekonomik ayrıcalıklar sağlanacak. Yabancı ülke mallarının serbest dolaşımı, yabancı vatandaşların serbest gayrimenkul alımı gibi.

En çok güvenilen ve ülkeyi ayakta tutan hukuk sistemi çatlayacak. Zîra Osmanlı Devleti’nde uygulanan hukuk sistemi, son zamanlarında güçlüden yana ve tamamen ticarete dönmüş bir biçimde kendini göstermekteydi. Türkiye Cumhuriyeti’nin son dönemlerinde de buna benzer bir durum söz konusu olacaktır. Hukuk insanları kişiye (topluluğa) göre kararlar verecek, hukuk kararları arasında uyuşmazlık olacak ve son aşamada ise hukuk insanlarının ticarete ilgi duydukları ortaya çıkacaktır.

Üst tabaka daha fazla zenginleşecek ancak alt kesim aynı oranda ilerleyemeyecektir. Yâni üst kesim 100 liralık malını 300 lira yaparken, sıradan vatandaş 10 lirasını 30 lira yapamayacak ancak 12 – 13 lira yapmakla yetinecektir. Bu da yine fakirleşme anlamına gelecektir.

Yönetim biçiminde ufak değişiklikler gerçekleşecek. Ama bu ufak değişimler birer birer toplamda büyük bir başkalaşım geçirecek. Osmanlı Devleti’ndeki en yakın örnek (son hâliyle) ‘Meclis-i Mebusan’ dır.

Bunların ne kadarının gerçekleştiği ya da gerçekleşmeye başladığı yorumlara açıktır. Varolan sorunların neler olduğunu bulmak, ve bu sorunların çözümünü aramak yerine; koşulları değiştirerek çözümsüzlüğü çözüm olarak kabullenmek, Osmanlı Devleti’nin sonunu getirmiştir. Zaman bize, geçmişten farklı olarak sürekli yükselen bir yapı mı kazanacağımızı, yoksa yeniden devlet mi kuracağımızı gösterecektir.

Ya da bunların tam aksine, Osmanlı Devleti ile aynı sonumu yaşayacak Türkiye Cumhuriyeti Devleti?

Zamana bırakarak başımıza gelecek olanları da kabullenip kabullenmemek bizim elimizde. Bütün bunların ışığında, oturup düşünmekte hâttâ taraf seçmekte fayda mı var dersiniz?

E. Deniz

Söyleyecek bir şeyin yok mu?